1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Acemaşiran Ahval

PDF Yazdır E-posta

Yazar Ahmet T. Esin Cumartesi, 20 Mart 2010 00:18

AcemAşiran Ahval - Ahmet BedeviAcemaşiran Ahval...

Bir döngüdür hayat. Yaşlandıkça duygular gençleşir.. Herşeyin bir karşılığı vardır. Her duygunun bir bedeli. İnsan ya tekil yaşar ya çoğuldur yalnızlıkları. Tekil de olsa çoğul da olsa insan kendi içinde kalabalıktır zaten.. iç seslerinin resmini yapanlara vaad edilen kendi içinde kaybolmaktır.

Gözlerini kapatır insan ve kulaklarını. Siyah bir örtüdür arkasında Tanrı gizlenir. Kulağa damlatılan bir bal mumudur kapanınca dış dünya duyulanlar bilinmezin elçilerinin ayak sesleridir. Ve insan kapatınca kendini bir yere, kapanan kök salmak isteyen duygulara ait umut tohumlarının çürümesidir...

Tüm tekil ve çoğul yalnızlıklarda ve tedavi edilemeyen kalabalıklarda, yoklukta ve varlıkta insanın elinde kalan bir ney sesine eşlik eden iki damla gözyaşı ve aydınlık bir yalnızlıktır..


Sabırdır bazen insan, dünden sonra yarına , yarından sonra düne.. Öyledir ki , zamanın ya içindedir insan ya üstünde. İçinde de olsa zamanın, üstünde de olsa, zamanın bahsi geçen sabır gelecekte geçmişi geçmişte geleceği sükunetle kabullenmektir.


Bazen bir demdir insan... Bir an gelir, anın içinde durur, anın içinde biter, insana kalan ya aramaktır hatıratı ya yad etmektir.


Bazen kayboluştur insan... Varken kaybolmak, orada iken orada olmamak, burada iken gitmek. Bazen dönüştür insan. Döndüğü yolların kimisinde ölümün , kimisinde yaşamın olduğu. Bazen çığlıktır insan. Sesini insanlar haricinde herşeyin duyduğu.


Ve geçer. Ve herşey geçer. Ve herşeyden geçer. Hükümdür bu Tanrısal olan. Dünya da geçer. Ahiret de geçer. Varlık da geçer. Yokluk da geçer.


Ve sen. Bazen sancısındır. Bazen sancıdaki acısındır. Bazen acıdaki kayboluşsundur.

Bir gül bahçem var benim. Yıllardır bakarım. Her bir gül bir yalnızlığımın adını taşır. Toprağını ruhumun acı dolu topraklarından, tohumunu cennetten çaldığım tecelliden, suyunu gözyaşlarımdan oluşturduğum bir gül bahçem var benim.


Ben... Sayısı giderek artan güller sahibiyim. Her bir gülümün bir ismi var. kimine Zeynep dedim, kimine Ahmet. Bazen uzanırım başka bahçelere. Oradan benim bahçeme ait olduğunu düşündüğüm güller görürüm. Uzanıp almak isterim. Ya da sadece koklamak. Belki de tek istediğim uzaktan da olsa seyredebilmek.


Ve ben kötürüm olduğumdan kendi bahçemden dışarıya çıkamam. Çünkü ben sürünmekten, mücadele etmekten, tutmayan dizlerime emir vermekten yorgun düşmüş bir münzeviyim.


Tekil yalnızlıklarım var benim. Ve çoğul yalnızlıklarım. Bazen yanar herşey. Gözyaşlarım yetmez bahçemin yangınını söndürmeye...


Tevekkül edenlere yangın yerlerinin bir gül bahçesi olacağını ve münzevinin İbrahim gibi yangının ortasında sükun bulmuş güller efendisi olacağını vaad eden bir güç tanırım...


Yangın arttıkça, canım yandıkça, güllerim soldukça, kalbimin en ücra köşesine kurduğum bu bahçemde, kötürüm dizlerimden kıyam edemiyor olsam da secde ederek yardım isterim. Şimdiye kadar hiç yardım almadım. Şimdiye kadar inlemelerime, gözyaşlarıma, sessiz ağıtlarıma ve bunlardan dolayı ya tut elimi ya da bırak düşeyim bahçenin ortasındaki kör kuyuya dediğim o güçten hiç cevap alamadım.

Yine de bilirim. Benim görevim kendi bahçemde sürünmek, sürünmek, ve inlemektir. İtiraz etmiyorum. İsyan hiç etmiyorum. Sadece kırılıyorum. Bu korkunç bir kimsesizliktir. Bu korkunç bir garipliktir. Bu korkunç bir yalnızlıktır.

Biliyorum..


Eğer rivayet edenler yanlış rivayet etmediyse “Garipler benim kardeşlerimdir, Allah'ın saltanatı onlarla gelir onlarla gider, ne mutlu gariplere.” diyen yalnızlığın, kimsesizliğin, yetimliğin ve öksüzlüğün, hepsinden mürekkep acının ve ızdırabın efendisi, çaresizlerin, kimsesizlerin, yalnızların tek sığınağı, güllerin gerçek efendisi, bizlerin gerçek sahibi bir adam var.


Aslında ben onun görünen yanlarına, rivayet edilen yanlarına, dinine ya da hukukuna iman edip saygı duymakla beraber, bundan da öte, onun yalnızlığına aşığım. Her ne kadar o büyük güçle konuşuyor olsa da bu adam, ben bilirim ki benim çektiğim acılardan çok çok çok fazlasına sahiptir.

Sonrası ya nazdır, ya niyazdır, ya bencileyin bir sükut, ya sencileyin bir ağıt.


An gelir an içinde, an'ı alır an üzerine ve der : Ey..


Ve herkes sever öldükten sonra “Ey” diyeni..



...


 

Yorumlar 

 
+9 #1 Şule 2010-03-23 12:31 çok güzel Alıntı
 

Yorum ekle


Facebook Grup

School Of Sufism - Facebook Grups

Önce Yokluk Vardı Söze Bürünmeden Çıplaktı. Sonra Söze Bürünen Yokluk Yalnızlık Oldu. Yalnızlığı Çırılçıplak Koynuna Alanlar Yolcu Oldu. Yolcular Çırılçıplak Kalınca Mahrem Oldu.Mahrem Sıfat Oldu.Sıfat Zata Aine Oldu.İş Bu Tasavvuf İnkarı Mümkün Olmayan Aşk Mesleğidir...

SİTE İSTATİSTİK

Şu anda 18 ziyaretçi çevrimiçi



Din