1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

İnsan Neden İnanır ?

PDF Yazdır E-posta

Yazar Sabriye Ayla Özsoy Pazar, 21 Mart 2010 18:56

İnsan Neden İnanır ?İnsan Neden İnanır ?

Yaşadığımız yüzyıl bilgi çağı. İnanç sistemlerinin acımasızca sorgulandığı, toplumsal kokuşmuşluğun kol gezdiği bir dünyada insan ve inanç sistemi de sorgulanıyor ve inanca bilimsel bir temel oturtmak isteniyor.


Bu bağlamda iki ayrı bilim dalını birleştirerek Din psikolojisi adı altında inanç sistemimiz sorgulanıyor peki nedir Din Psikolojisi ?


Arapça kökenli bir sözcük olan din, köken itibarıyle '' yol, hüküm, mükafaat '' anlamlarına gelir. Din, insanın inanma, sığınma, tapınma, şükretme, sabretme gibi olgularının ve ihtiyaçlarının ortaya çıkardığı sistematik yapıdır. Bir başka deyişle din, sistematik inançlar bütünüdür.


Piskoloji ise insan davranışlarını ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır. (1) Psikolojinin bilimsel amacı, insanı temel olarak ele alıp toplumsal yaşayışa uyum sürecini kolaylaştırarak, insan davranışlar ve tutumlarının kaynak ve sonuçlarını tesbit edip bu bilgiler ışığında insan davranışlarını kontrol edebilmektir.


bu iki ayrı bilim dalının harmanlandığı din psikolojisi ise dinî yaşayış ve davranışları, bunlara yol açan sebepleri ve faktörleri kişilikteki yapılanmaları ve etkileriyle birlikte inceleyen bir bilimdir. Amacı, insanın dinî boyutunu bütün genişliği ve derinliği içerisinde inceleyip, mümkün olduğu ölçüde objektif bilimsel bilgiler üretmektir. (2)


Tarihsel sürece bakıldığında ilk çağ uygarlıklarından itibaren tanrı ve ahiret inancının süregeldiğini görmekteyiz. Örneklendirecek olursak Mısır Uygarlığı'nda firavunlar özel eşyalarıyla defnedilip mumyalanırlarken, savaşçı Türk Topluluklarında ölüler atlarıyla birlikte gömülürler. politeist inançlarda (ilkçağ inanç sistemi genelde politesittir) Tanrı'ya pragmatist yaklaşıldığı da söylenilebilir. Aynı bağlamda Hz. Musa'nın kavmi de bu pragmatist anlayışı sürdüregelmiştir. Peki insandaki vazgeçilmez inanma isteğinin psikolojik kökeni nedir ?


İnsan, sevmek güvenmek isteyen ve huzuru dileyen bir duygu varlığıdır. İnsanın bu boyutlarının en güçlü dinamosu Mutlak Bir Varlık'a bağlanma ihtiyacı olarak zuhur eder. (3) İnsan, yek başına sevgisizliğinin üstesinden gelemez ve Mutlak Güç'ün sevgisine sığınarak varlık mücadelesini sürdürür.


Bir diğer yandan içinde yaşadığımız evren mükemmel bir düzende işlemektedir. İnsan aklı evrenin işleyişini idrak edemez. İşleyişindeki mükemmeliği idrak edemediği evrenin neden var olduğuna ise insan aklı ve bilim hiçbir mantıklı açıklama getiremez. Bu işleyişin mükemmelliğini yadsıyamayan çağımızın en büyük ateist düşünürü Dawkins bile '' Tanrı Kahretsin '' diyerek Tanrı'nın varlığını bir anlamda kabullenmiştir.


Yine yaşam sürecinde insan sıkıntılarla doğayla kötülükle mücadele halindedir. Bu mücadelenin sonucunda kazanan olmak ister. Güç yetiremediğimiz durumlarda sığınabileceğimiz Mutlak Güç'ün bizim yerimize sorunlarımızı çözeceğine inanmak psikolojik açıdan ruhu rahatlatmaktadır. Kaldı ki tüm dinler insana sabretmeyi öğütler. Sabrın, çekilen çilenin mükafatı bu dünyada olmasa bile bir diğer dünyada verilecektir. İşte tam da bu noktada ahiret inancının insanın psikolojik dünyasını ve yaşamını nasıl etkilediğine bir bakalım.


Ahiret inancına sahip bir insan, bu dünyada yaptığı iyiliğin mükaafatsız, kötülüğün ise cezasız kalmayacağını bilir. Eylemlerini, toplumsal hal, duruş ve hareketlerini, yaşantısını, insanlarla olan ikili ilişkilerini, kısacası içinde barındırdığı süperegosunu bu inanca göre şekillendirir. Süperegosu törpülenmiş her birey ( Tasavvufçulara göre nefs-i emmare ) daha iyi bir insan olma yolunda hızla ilerliyor demektir. Peki insan neden daha iyi bir insan olmak ister ? Ahirette mükaafatının olmadığını bilse insan iyilik için mücadele eder mi ? İşte bu soruların cevaplarını günümüzde bile ateizm verememektedir.


Bir diğer bakış açısına göre insan beyni ve sinir sistemi insanın karakterini şekillendirmektedir. İnsanın organları doğru ve sağlıklı ise insan iyi, bedensel uzuvların çalışma sistematiğinde bir sorun varsa insan kötü birey olmaktadır. Yani bilimsel pencereden bakıldığında insan, davranışlarındaki sorumluluğu bile alamayacak kadar acizdir. Peki bu acziyetini kabul ettiğimiz insanoğlunu etkileyen Mutlak Güç'ün varlığını acziyetimiz dahilinde nasıl reddedebiliriz?
İslami bakış açısıyla yaklaşırsak inanmak insanın fıtratında vardır. Bilim ise buna inanmak bir güdüdür düşüncesiyle yaklaşır. İnsanoğlu güdüleriyle değil dürtüleriyle vardır fakat bazı güdüler insanda sabittir değiştirilemez. Bunlardan biri de inanmaktır.


Özetle tarihin en karanlık çağlarından beri insan, inancıyla var olmuş, inancı için savaşıp onun sayesinde bu dünyada kendine bir yer edinebilmiştir. Siz ister fıtrati ister beyinsel deyin inanmak insanın doğasında vardır. İnandığımdan istediğim odur ki kimseyi inandığından ayırmasın.

---------------------
1- doğan cüceloğlu ( 1991 ), İnsan ve Davranışı, Psikolojinin Tanımı
2- Prof. Dr. Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 8.
3- Doç. Dr. Aliye Çınar, Tanrı Yanılgısı Üzerine S. 24

...

 

Yazara Ait Diger Makaleler

Yorum ekle


Facebook Grup

School Of Sufism - Facebook Grups

Önce Yokluk Vardı Söze Bürünmeden Çıplaktı. Sonra Söze Bürünen Yokluk Yalnızlık Oldu. Yalnızlığı Çırılçıplak Koynuna Alanlar Yolcu Oldu. Yolcular Çırılçıplak Kalınca Mahrem Oldu.Mahrem Sıfat Oldu.Sıfat Zata Aine Oldu.İş Bu Tasavvuf İnkarı Mümkün Olmayan Aşk Mesleğidir...

SİTE İSTATİSTİK

Şu anda 13 ziyaretçi çevrimiçi



Din