1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Bahman Ghobadi & Sarhoş Atlar

Yazdır E-posta

Yazar Fatma Kermeyan Cumartesi, 20 Mart 2010 00:04

BAHMAN GHOBADI ve SARHOŞ ATLAR ZAMANIBAHMAN GHOBADI & SARHOŞ ATLAR ZAMANI

İran'ın Bane kentinde dünyaya gelen(1969), sanat kariyerine fotoğrafçı olarak başlayan Ghobadi, İran sinemasını bir adım öne taşımaya aday, gerek çektiği filmlerle, gerekse bu filmlerin yapımcılık aşamasında karşılaştığı zorluklarla, adını hafızamıza farklı kazıyan genç bir yönetmen.


Yönetmen, 1995-1999 yılları arasında on kadar kısa filme imzasını atmış, bunların arasında Clermont-Ferrand Festivali’nde Jüri Özel Ödülünü kazanan ''Siste Yaşam''  filmi de var.
 
Ghobadi Siste Yaşam'ı çektikten kısa bir süre sonra, İran sinemasına yön veren isimlerden biri olan Abbas Kierostami'nin Kürt kesiminde bir film yapmak istediğini duyar, onu  telefonla arayıp, o bölgeyi çok iyi bildiğini, kendisine göstermek istediği çok özel manzaralar olduğunu söyler, Ghobadi'nin kısa filmlerini de izleyen Kierostami, kendisine ''Rüzgar Bizi nereye Götürecek'' adlı filminde asistanlık teklif eder ve  Ghobadi  Kierostami'nin baş asistanı olarak  bu filmde onunla birlikte çalışır.

Tüm yeni nesil yönetmenler gibi Ghobadi de, Kierostami'den çok etkilendiğini ve ona hayran olduğunu saklamıyor, ama o, kendine has bir tarz yaratmanın peşinde.

Bir oyunculuk deneyimi de var Ghobadi'nin, Kierostami'den sonra Mohsen Makhmalbaf ile tanışan ve ondan kısa filmleriyle ilgili övgüler alan genç yönetmen,  Makhmalbaf'ın, Samira Makhmalbaf ile birlikte çektiği  Kara Tahta, ''Takhte Siah'' filminde başrol oyuncularından biri olur.

Yönetmen kısa filmlerinden birini çekerken, İran Kürt kesimi ve Irak Kürt kesimi arasında katırlarla kaçakçılık yapan gençlerle tanışır ve bir çok uluslararası festivallerde başarı kazanan Siste Yaşam'ı çeker, daha sonra bu gençlerin küçük kardeşlerinin ve ailelerinin de yaşamlarını araştırır ve bir film daha yapmaya karar verir...

Sarhoş Atlar Zamanı...

Sarhoş Atlar Zamanı ''Zamani barayé masti asbha''(2000) Ghobadi'nin ilk uzun metrajlı filmi.

Filmin  geçtiği yer Ghobadi'nin doğduğu, oniki yaşlarına dek yaşadığı ve daha sonra bazı sivil saldırılar sonucu ayrılmak zorunda kaldığı Bane köyüdür.

Bir sınır öyküsü Sarhoş Atlar Zamanı, dik karlı kayalıklar, dikenli teller, yokluk, yoksulluk, türlü olanaksızlıklar  ve aile bağları... Film boyunca küçük kız kardeşi Emine ve Eyüb'ün kucağında özürlü kardeş Madi. Hep birlikte sınırdan öteye geçip, ağır hamallık işleri yaparak üç beş kuruş kazanmanın derdinde olan iki kardeş...

Şans her zaman olduğu gibi yine onların yüzüne gülmüyor  ve kaçakçılık yapan babaları, en küçük kardeşin doğumunda ölen annelerinin yanına gidiyor...

Karlı dağların arasındaki sınır yolunda, köhne araba kasasındaki çocuklar, şarkı söylüyorlar... Kontrol noktasına gelene dek...

Babalarının karlar altındaki mezarı başındaki çocuklar rol yapmıyorlar, ağlıyorlar. Zira bu filmde hiç profesyonel oyuncu yok, İran sinemasında sık görülen bir durum belki bu, ama Ghobadi'yi diğerlerinden ayrı tutacak olan, filmlerinde figüranların da başrolün de asla profesyonel  oyuncu olmamaları.

Babası öldükten sonra kardeşlerinin geçimini üstleniyor Eyüb, ancak Madi'nin ameliyat olabilmesi için gerekli parayı asla biriktiremiyor. Madi her gün daha kötüye gidiyor ve bir katırı olmayan için burada çalışmak çok zor...

Kaçakçılar, katırların suyuna soğuktan daha az etkilenmeleri için viski karıştırıyorlar, hayvanlar bu sarhoşluk haliyle soğuktan daha az etkileniyor ve daha iyi çalışıyorlar.

Abla Rojin, Madi'nin ameliyat parasına karşılık kendinden yaşça büyük biriyle evlenmeyi kabul  ediyor. Madi'yi de yanına alıp gelin gidiyor, ama evleneceği adamın ailesi buna karşı geliyorlar, Madi'yi istemiyorlar, karşılığında bir katır veriyorlar Eyüb'e...

Film çok çetin kış şartları altında çekilmiş, ortam oluşturulmamış, zaten var olan bir durum karelenmiş sanki, kendine has omuzdan çekimiyle. Ghobadi film için; belgeseli andırsa da belgesel değil, kurgu, gerçek bir hikayenin kurgusu diyor.

''O çocuklar şimdi  ne yapıyor'' diye soruluyor bir röportajında. Karın yağmasını bekliyorlar  diyor, çalışmak için. Madi hala ameliyat olamamış.

Ghobadi'nin samimiyeti burdan geliyor. Acıyı tasvir etmiyor. Acıyı görüntülüyor. Zaten var olan bu dramatik yaşamı film makaralarına aktarıyor.

Eyüb, Madi kucağında, tipi altında,  kız kardeşinin gelin gittiği ailenin ona verdiği katırı  pazarda satabilmek ve Madi'yi ameliyat edebilmek umuduyla, kaçakçılara katılıyor... Hava bu defa diğer seferlerden daha soğuk, bu sebeple hayvanların sularına daha fazla viski karıştırılıyor, Eyüp Madi sırtında, karlar içinde katırını  yürütmeye çalışırken, Madi'ye dönüyor, ''Seni çok seviyorum Madi, sınırın yakınındayız az kaldı .'' diyor. Pusu var, geri dönmeleri gerek kaçakçıların, ama sarhoş katırları döndürmek pek kolay olmuyor, bu sahneler gözlerimizi kapadığımız anlara isabet ediyor.

Ve bir kez daha şunu diyoruz. '' Birilerinin yaşadığı hayatı görmekten bile korkuyoruz. Oysa onlar bu acının içindeler.''

Eyüb, Madi ve katır, dikenli telleri aşıyorlar. Ama hayatlarında hiçbir şey değişmiyor.

Film; Altın Kamera Ödülü (Caméra d 'Or), Cannes Film Festivali Fransa, 2000.
Jüri özel ödülü (Silver Hugo) Uluslararası Chicago Film Festivali, ABD, 2000
En iyi uzun metrajl film ödülü, Edinburgh Film festivali, İskoçya, 2000.
En iyi uzun metrajlı film ödülü, Santa Fe film festivali, ABD, 2000.
Büyük jüri ödülü, Uluslararası São Paulo Film Festivali Brezilya, 2000.
En iyi uzun metrajlı film ödülü, Uluslararası Banff Film Festivali Kanada, 2000.
Jüri özel ödülü, Uluslararası Gijon Film Festivali İspanya, 2000.
En iyi uzun metrajlı film ödülü, Çocuk Filmleri Festivali (İran) İsfahan, İran, 2000 gibi ödüllere layık görülmüş.
 
Müziklerini Hossein Alizadeh yapmış.

Ghobadi'nin bir diğer yürek dağlayan filmi Kaplumbağalar da Uçar'ın müzikleri de Alizadeh'e ait.

Kürt mülteci kampındaki Soran,  Soran için mayın toplayan çocuklar ve ABD-Irak Savaşı ekseninde geçen, ikinci uzun metrajlı filmi yönetmenin..."En iyi film- Altın istiridye", 52.nci San Sebastian Film Festivali "Barış Filmi Ödülü", Berlinale 2005 "Jüri özel ödülü", 40ıncı Chicago Film Festivali "Jüri Özel Ödülü", Tokyo Filmex Festivali 2004 gibi ödüllere layık görülen, acının hüküm sürdüğü  yaşamlara tanıklık etmemizi sağlayan, yine  bir sınır öyküsü, yine Kürt bölgesinde geçen yine acıtan bir film Kaplumbağalar da Uçar...

Bir röportajında bahsediyor Ghobadi; yardımcısı Bernardo isimli birinden  Kaplumbağalar da Uçar filmine övgü dolu  bir mail geldiğini söylüyor, maili atan ''Son İmparator'' ve  ''Küçük Buda'' gibi filmlerin yaratıcısı Bernardo Bertolucci'dir. Ghobadi inanmak istemiyor  tabi buna. Sonrasında buluşuyorlar, Bertolucci,  Ghobadi'nin setine gelip bu çocuklarla nasıl film çektiğini görmek istediğini söylüyor.


Ghobadi'nin bu röportajda  söylediği şu cümleler aslında onun seyirciye yansıyan yönünü anlatıyor;
''Kısa film çektiğim zamanlar Kürdistan’da profesyonel oyuncu bulunmuyordu. Olsaydı da benim onlara ödeyecek param yoktu. Bunun için ister istemez filmimdeki rolleri üstlenmeleri konusunda o yöredeki profesyonel olmayan kişilerden yararlanmak durumunda kaldım. Başlangıçta annem, kız kardeşlerim ve komşu çocukları filmlerimde oynuyorlardı. Bu tekrarlanan çalışmalar bana onların özel yeteneklerini daha çok tanıttı. Anlık durumlarını ve ruh hallerini nasıl filmimin duygusuna ve sahnelerine uydurabileceğimi öğrendim. ancak en önemli nokta şu ki ben gerçek bir film yapmıyorum. Yani bir sinema filmini, bilinen şekliyle yapmayı amaçlamıyorum. Daha çok var olan yaşantıyı bir tür yeniden kurmayı ve yaşantılardan bir kolajı seçip bir belge gibi filme katmayı arzuluyorum. Bu oyuncu olmayanların temel noktası, bir yönüyle benim yol göstericiliğimde günlük yaşantılarını tekrarlamalarıdır.''

Ghobadi 2002 yılında Anneim Ülkesi'nin Şarkıları '' Gomgashtei Dar Aragh '' ı çekti. Bu filmi hiç kimseden destek almadan sadece aile efradının katkılarıyla çektiğini söyledi. 2007 de çektiği yaşlı bir Kürt müzisyen olan Mamo'nun  yol hikayesini anlattığı, sürrealizmin sınırlarında gezinen  Yarım Ay, ''Nîvê Heyvê '', gösterildikten hemen sonra hükümet tarafından bir rejim eleştirisi olarak algılanmış ve yönetmenin İran'da film çekme izni bu  filmle birlikte iptal edilmiştir.

Ghobadi bir röportajında, Türkiye'ye yerleşmeyi de düşündüğünü, zira en yakın dostlukları İstanbul'da kurduğunu söyler...

Bahman Ghobadi, filmlerinde  Kürt coğrafyasını her yönüyle yansıtmakta. Yüksek karlı dağlar, soğuk iklim, savaş ve mayınlar ve sınırların Kürtler üzerindeki etkisi, giyimlerinden düğünlerine, cenazelerine kadar gözler önüne sererek Kürt kültürünü tüm dünyaya gösterir.

Yönetmen, yeni projesinin yine bir sınır öyküsü olacağından bahsediyor, bu defa içinde bir aşk hikayesiyle birlikte...



...


 

Yazara Ait Diger Makaleler

Yorum ekle


Facebook Grup

School Of Sufism - Facebook Grups

Önce Yokluk Vardı Söze Bürünmeden Çıplaktı. Sonra Söze Bürünen Yokluk Yalnızlık Oldu. Yalnızlığı Çırılçıplak Koynuna Alanlar Yolcu Oldu. Yolcular Çırılçıplak Kalınca Mahrem Oldu.Mahrem Sıfat Oldu.Sıfat Zata Aine Oldu.İş Bu Tasavvuf İnkarı Mümkün Olmayan Aşk Mesleğidir...

SİTE İSTATİSTİK

Şu anda 15 ziyaretçi çevrimiçi



Din